Alanında kızlar

Reklamcılık bölümünde reklamcılık öğretirler ve reklamcı olursun bu da harika bir şey :) Pazarlama öğrenmek istiyorsan, işletme bölümünü tavsiye ederim ama iyi pazarlama bilmek için biraz sosyoloji, biraz antropoloji biraz matematik biraz araştırma analizi konularına vakıf olmanda yarar var. Kötü Kızlar Ölmez. ... Kitap sektörü içerisinde yıllardır edindiğimiz tecrübe ve her biri alanında uzman ekibimizle; kitapseverlere en geniş yelpazede ürünü, en uygun fiyatlarla sunmak üzere yeni web sitemizi beğeninize sunduk. Geniş tedarikçi ağı, uygun fiyatları, bol indirimi ve müşteri memnuniyeti öncelikli ... 22.May.2016 - Bu Pin, Meliha Calis tarafından keşfedildi. Kendi Pinlerinizi keşfedin ve Pinterest'e kaydedin! Kızlar Toplanın! Göz Şeklinize Göre Kolay ve Kusursuz Makyaj Taktiklerini Açıklıyoruz ... Makyaj alanında kusursuz olarak tanımlanan badem gözler için makyaj yaparken çok fazla oynama yapmaya gerek yok fakat daha ilgi çekici görünmek istiyorsan formülün çok basit! Bazen hava alanında unutulan eşyalar oluyor o da hava alanı işletmesi tarafından satışa sunuluyor. O çok duyurulmaz, genelde hava alanı personeli biliyor, onlar da yakın çevresi ile paylaşıyor, onlar katılıyor. Kızlar ödevlerinin sunumuna daha fazla özen göstermekte ve sınıfta dikkatlerini daha fazla toplamaktadırlar. Araştırmalar 14 yaşındaki tipik bir kız çocuğunun dikkatini, akranı erkeklere göre üç ya da dört kat daha uzun süre koruyabildiğini göstermektedir. Kızlar daha iyi organize olmaktadır. Kızlar Çığlık Atmaz' Filminin Değerlendirilmesi. ... Bu disiplinlerden biri olan psikoloji alanında sinema yapıtları terapötik bir öğe olarak kullanılabilmektedir. Nitekim, bu ... İmam Hatipli kızlar TEKNOFEST’te Türkiye birincisi Manisa Şehit Fatih Kalu Kız Anadolu İmam Hatip Lisesi öğrencileri TEKNOFEST 2020’de eğitim teknolojileri alanında Türkiye ... 01.Kas.2018 - Kanal D'nin, yapımını Süreç Film'in üstlendiği, yönetmenliğini Sadullah Celen'in yaptığı, senaryosunu Deniz Dargı ve Cenk Boğatur'un kaleme aldığı; oyuncu kadrosunda, Emre Kınay, Evrim Alasya, Tolga Sarıtaş, Burcu Özberk, Berk Atan, Hande Erçel, Miray Akay, Meltem Gülenç, Funda İlhan, Teoman Kumbaracıbaşı, Süreyya Güzel, İrem Helvacıoğlu, Sarpcan ... İmam Hatipli Kızlar TEKNOFEST'te Türkiye Birincisi. Şehit Fatih Kalu Kız Anadolu İmam Hatip Lisesi Fen ve Sosyal Bilimler Proje Okulu, 2020 TÜBİTAK Lise Öğrencileri Araştırma Projeleri ...

İlkel Bir Toplumdan Uygarlık Dersi: Amişler

2020.08.15 21:23 karanotlar İlkel Bir Toplumdan Uygarlık Dersi: Amişler

Günümüzde ABD denilince birçok insanın aklına, ileri teknolojiyi yaşamın her alanında kullanan, bireyci ve rekabete dayanan bir toplum yapısı gelir. Oysa nüfus bakımından dünyanın en büyük ülkelerinden biri olan ABD’de, tek tip bir toplum yapısı bulunmamaktadır. Daha başka bir deyişle söylemek gerekirse bir ABD stereotipi yoktur. Tipik ABD’li imajına uyanlar ABD nüfusunun çoğunluğunu oluştursa da, bu imajın dışında kalan pek çok topluluk da ABD’de yaşamaktadır. Bu topluluklar içinde en dikkat çekicilerden birisi de, sanayi devriminden hemen önce Amerika’ya yerleşmeye başlayan ve inançları gereği o dönemim düşünce tarzını günümüzde de devam ettirdiğinden sanayi devriminin doğurduğu toplumsal yozlaşmanın etkilerinden uzak kalan Amişlerdir.
Amişlerin geçmişi 16. yüzyıl İsviçre’sine kadar uzanıyor. Dinde reformun tartışıldığı bu dönemde, başını gezici rahibi Menno Simons’un çektiği bir grup Hristiyan, çocukların doğar doğmaz takdis edilmesine karşı çıkıyor. Çünkü onlara göre Hristiyan bir anne-babadan doğmuş olsa bile bir çocuğun doğumda dinin gereklerini anlaması yani Hristiyan kabul edilebilmesi olanaksızdır. Bu yüzden bir insan ancak bilinçlenmiş kabul edileceği 18 yaşında kendi isteği ile takdis edilerek ya gerçek bir Hristiyan olabilir ya da inandığı başka bir dini kabul edebilir. Doğal olarak bu durum Katolik Kilisesi tarafından hiç hoş karşılanmıyor ve Mennocular adı verilen bu grup için bir insan avı başlatılıyor, yüzlerce Mennocu acımasızca öldürülüyor.
Mennocular daha sonra kendi aralarında bölünüyor ve Amişler, Mennocular ve Bretenler olarak üçe ayrılıyor. 18. yüzyılda baskılar artıp, yaşam daha da çekilmez hale gelince o dönemde insanlara dinsel özgürlük vaat eden yeni dünyaya yani ABD’ye yelken açıyorlar.
Günümüzde dünyanın birçok ülkesine dağılmış olarak yaşayan Mennocuların sayısı 1 milyonun üzerinde. Amişler ise çok az bir kısmı Kanada’da olmak üzere neredeyse tamamı ABD’de yaşıyor. ABD’deki nüfusları yaklaşık olarak 250.000 kadar. Yani sayıca oldukça az sayılırlar. En yoğun olarak bulundukları bölge ise Pennsylvania eyaletinin Lancaster kenti. Burada yoğunlaşmalarının nedeni ise ABD’ye ilk göç ettikleri tarihte Pensilvanya’nın efsanevi valisi William Penn’in onlara kucak açıp barınacak yer ve yaşamlarını kazanacak toprak vermesi.
Teknolojiyi Reddeden Topluluk
Amişler sayı olarak az demiştik ama Batı toplumlarında ender rastlanabilecek bir nüfus artış hızına sahipler. Elizabettown Üniversitesi’nden Amişler uzmanı Donald B. Kraybill’in araştırmasına göre Amiş toplumunun yıllık nüfus artık hızı %4 gibi çok yüksek bir düzeyde. Her Amiş ailesinin ortalama 5-6 civarında, bazılarında ise 15’e ulaşan çocuğu bulunuyor ve hesaplamalara göre 2025 yılı civarında nüfuslarını iki katına yani 500.000’e ulaşmış olacak. Kısacası böylesine yüksek bir nüfus artışı nedeniyle Amiş toplumunun nüfusu yaklaşık olarak her 20 yılda bir 2 katına çıkıyor.
Amişleri diğer topluluklardan ayıran en sıradışı özellikleri ise nüfus artış hızları değil elbette. Onları farklı kılan, ABD gibi ileri teknolojinin yaşamın tüm alanlarında egemen olduğu bir ülkede yaşamalarına karşın teknolojiyi neredeyse hiç kullanmıyor oluşları. İnsan ilişkilerini ve toplumu bozduğuna, gerçek bir Hristiyan’ın Hz. İsa dönemimdeki gibi yaşaması gerektiğine inandıkları için elektrik, telefon, otomobil, bilgisayar, internet gibi çoğumuz için vazgeçilmez sayılabilecek hiçbir teknolojik yeniliği kullanmıyorlar. Ulaşım gereksinimlerini otomobil yerine “buggie” adını verdikleri at arabaları, ışık gereksinimlerini güneşin doğuşu ve batışı arasındaki zamanı değerlendirerek, iletişim gereksinimlerini ise yüz yüze görüşerek karşılamak Amişlerin tipik yaşam tarzı.
Bu düzeni korumak ve çocuklarının erken yaşlarda dış dünyanın olumsuz etkilenmelerini önlemek için ise Amişler temel ilköğretimin ardından çocuklarını devlet okullarından alıp kendi kilise okullarında eğitiyorlar. Onlara göre ABD eğitim sistemi karşı çıktıkları bir rasyonaliteyi çocuklarına aşılamaya çalışıyor çünkü. Öğretmenleri ise yine bu okullardan mezun olmuş çoğu 17-18 yaşlarındaki bekar Amish kızları. Kendi toplumları dışındaki insanları “Englishman” olarak adlandırıp onlarla olan ilişkilerini mümkün olduğunca asgari düzeyde tutmaya çalışıyorlar. Hepsi çok iyi İngilizce bilmelerine karşın kendi aralarında kullandıkları dil Pensilvanya Almancası.
Amişler günümüzde de inançlarına son derece bağlı biçimde yaşıyorlar. Kendilerine özel bir kiliseleri var ve ibadetlerini toplu olarak bu kiliselerde yapıyorlar. Her Pazar ayininden sonra topluluktan bir üyenin evinde toplanıp birlikte yemek yiyorlar. Pazar ayini dışındaki tüm ibadetlerini de evlerinde yapıyorlar. Yaşamın her alanında da inançlarının emrettiği kurallara uymaya çalışıyorlar. Yazılı bir kuralları yok ama “Ordnung” adı verilen bir kurallar silsilesi var.
İnançlarına bu kadar sıkı sıkıya bağlı olmalarına karşın Amiş toplumu bağnazlıktan son derece uzak. Ne de olsa yeni dünyaya göç etmelerinin temel nedeni bağnazlığın geçmişte onlara yaşattığı acı. Öyle ki, 16 yaşına gelen çocuklarını dış dünyayı ve diğer yaşam tarzlarını tanımaları, neyin doğru neyin yanlış olduğunu kendilerinin belirlemesi ve özgür iradeleriyle bir sonuca ulaşmaları için tamamıyla serbest bırakıyorlar.
Her Amiş Kendi Yolunu Belirlemeli
Kullandıkları Pennsylvania Almancasında “dolaşmak” anlamına gelen “rumspringa” denilen bu dönemde gençler uyuşturucu, alkol, seks dahil istedikleri her şeyi serbestçe, sınırsızca deniyor ve yaşıyorlar. Sonra kendi tercihlerini yapıp isterlerse Amiş toplumuna geri dönüyorlar, isterlerse denedikleri bu yaşam tarzına uygun başka kentlere yerleşebiliyorlar. Geri dönenlerden ise, ki istatistikler gençlerin %93’ün geri dönmeyi tercih ettiklerini göstermektedir, Amiş toplumunun kurallarına uymaları bekleniyor.
Amiş toplumu, diğer Anabaptist topluluklar gibi, çoğu Hristiyan mezheplerin aksine doğar doğmaz vaftiz olayına karşı. Çünkü doğan her çocuğun masum olduğuna inanırlar. Kişi, yetişkin olduğunda ne zaman vaftiz olacağına kendisi karar verir. Ancak evlenmek isteyen her Amişin vaftiz olması zorunludur.
Günlük yaşam tarzları da oldukça sade sayılabilir. Örneğin kadınlar kesinlikle makyaj yapmıyor, mücevher takmıyor. Buna evlilik yüzükleri de dahil. Giydikleri uzun kollu ve tek parça etekler gösterişten uzak ve tek renk. Evlenene kadar başlarını siyah bir örtü ile kapatan kadınlar evlendikten sonra beyaz başörtüsü takmaya başlıyorlar. Erkekler de keza aynı şekilde sade giyiniyorlar: Sade renkli bir gömlek, yakasız bir pardösü ve bunları tamamlayan bir şapka. Evlendikten sonra ise sakal kesmeyi bırakırlar.
Amiş Toplumunda Evlilik
Evlilikler de yine Amiş toplumunun kendi içinde yapılıyor. 18 yaşını dolduran kızlar ile 20 yaşını tamamlayan erkekler eşlerini kendileri belirliyor ve ailelerinden izin alarak evleniyor. Yalnız burada da Ordnung kurallarına uymaları gerekiyor. Şöyle ki; bir Amiş ancak başka kendi cemaatinden ya da başka bir cemaat üyesi Amişle evlenebilir. Yabancı biriyle evlenmek kesinlikle yasak. Ayrıca ilk kuzenlerin evlilikleri de yasaktır, ikinci kuzen evlilikleri de sıcak karşılanmaz.
Evlenmeye karar veren Amiş gençleri rahibe veya rahip yardımcısına giderek o zamana kadar zina yapmadıklarını ve evliklerinin Ordnung kurallarına uygun olduğunu belirtirler. Eğer gençler evlilik öncesi seks yapmışlarsa ve bu durumu itiraf etme cesaretini gösterebilirlerse bazı değişiklikler olur. Gençler önce altı haftalık bir ceza ile önce günahlarının kefaretini öderler. Ve gelinin, normalde düğün sırasında giymesi gereken beyaz önlük ve göğüslüğü giymesine izin verilmez. Bir kadının düğünü sırasında giydiği beyaz önlük ve göğüslük öldüğünde de üzerinde olur. Dolayısıyla bir genç kız düğün gününde giydiği beyaz önlük ve göğüslüğün aynı zamanda kefeni olduğunu bilir. Bir tarım toplumu olmalarından dolayı da evliliklerin neredeyse tamamına yakını hasat mevsiminin sonunda yani sonbahar ya da kış aylarında gerçekleşir. Ve evlilikler ya Salı ya da Perşembe günü gerçekleşir.
Boşanma ya da doğum kontrol konusu da tıpkı Katoliklikte olduğu gibidir. Hiçbir gerekçe boşanma için yeterli bir neden değildir. Evlilikle başlayan bir birliktelik, ancak ölüm nedeniyle sona erebilir.
Amiş toplumunun temel geçim kaynağı tarım ve hayvancılıktır. Makineleşmeye geçmedikleri ve dolayısıyla daha yüksek maliyetli olduğu için ürettikleri tarımsal ve hayvanlar ürünler diğer üreticilerin ürünlerine göre daha pahalı. Fakat daha pahalı olmalarına karşın neredeyse yok satıyor. Çünkü teknolojinin neredeyse tüm nimetlerini reddeden Amişlerin ürettiklerinin gerçekten organik ve doğal ürünler olduğunu bütün tüketiciler biliyor ve özellikle tercih ediyorlar. Kriz dönemlerinde bile fiyatları yüksek olmasına rağmen Amiş ürünlerine yönelik talepte bir azalma olmaması tüketicilerin onlara duyduğu güvenin en bariz göstergesi. Amişlerin bir diğer bir geçim kaynağı ise marangozluk. Tamamen el emeği olan bu ürünler toptancılar tarafından anında kapışılıp piyasaya sunuluyor. Çünkü bir malı değerinden fazla paraya satmanın günah olduğuna inanan Amişler ürettiklerini maliyetinden çok az bir farkla veriyorlar.
Amişleri ABD’deki diğer topluluklardan farklı kılan bir diğer özellik de, ABD gibi vergi sisteminin son derece sıkı olduğu bir ülkede devlete tek kuruş vergi vermiyor olmaları. Gerçi hükümet birkaç kez vergi alma girişiminde bulunmuş ama kamuoyu baskısı nedeniyle geri adım atmak zorunda kalmış. Vergi vermedikleri gibi herhangi bir sosyal güvenlik kurumuna da bağlı değiller. Onlara göre en iyi sosyal güvenlik yöntemi, kendi toplumlarının kurmuş olduğu sosyal güvenlik sistemi ve aile kurumudur. Örneğin bir Amiş’in eve gereksinimi varsa hep birlikte karşılıksız imece usulü ona ev inşa ediyorlar. Genelde doktora gitmeyip doğal yöntemlerle tedavi oluyorlar ama gitmek zorunda kalanların tüm masraflarını da yine topluluk karşılıyor. Askere gitmedikleri gibi Amiş toplumu genelde sorunlarını kendi içlerinde hallediyor ve hiç bir suçu polise bildirmiyor.
Amişlerin toplumsal dayanışma anlayışını gösteren en güzel örneklerden biri belki de Amish Grace (Amiş Merhameti) adlı filme ve kitaba da konu olan yaşanmış katliamdır. Bu olayda Amiş toplumu dışından bir kişi, bilinmeyen bir nedenden bir Amiş okulunu basarak 5 küçük kız çocuğunu öldürür ve ardından intihar eder. Katliamın ardından bir araya gelen mağdur Amiş anneleri katliamı gerçekleştiren kişinin evini ziyaret ederek ailenin acısını paylaştıklarını ve yaşananların “sorunlarını çözmekte aciz kalmış bir Tanrı evladının talihsiz bir eylemi” olduğunu söylerler. Ayrıca katliamı gerçekleştiren kişinin ardında yetim bıraktığı çocukları için de bir yardım kampanyası başlatırlar.
Amişler belki de bu yüzden, bireysel kapitalizmin ve yozlaşmanın en vahşisinin yaşandığı ABD’nin en sıradışı toplumudur. Onlar her ne kadar teknolojiden uzak durup modern dünya için ilkel sayılabilecek bir yaşam tarzı benimsemiş olsalar da, çoğu uygar toplumlara ders verecek bir ahlak anlayışları vardır.
http://www.serenti.org/ilkel-bir-toplumdan-uygarlik-dersi-amisle
submitted by karanotlar to u/karanotlar [link] [comments]


2020.07.05 18:07 oguzkra1 Emine Erdoğan hakkında yanlış bilinenler

Emine Erdoğan, Cemal ve Hayriye Gülbaran çiftinin beşinci ve tek kız çocuğu olarak 16 Şubat 1955’te İstanbul’da dünyaya gelmiştir. Aslen Siirtli olan Emine Erdoğan, İstanbul Mithat Paşa Kız Meslek Enstitüsü’nde okumuş, gençlik yıllarından itibaren aktif biçimde sosyal faaliyetlerin içinde bulunmuştur. İsim annesi olduğu ‘İdealist Kadınlar Birliği’nin kurucu üyeleri arasında yer almış, Millî Türk Talebe Birliği ve dönemin Hanımlar İlim ve Kültür Derneği’nin faaliyetlerini yakından takip etmiştir. Yazar Şule Yüksel Şenler’in de katkısıyla hayatında önemli kararlar alarak kendini fikir ve aksiyon alanında sosyal çalışmalara adamıştır.
Bu süreçte Recep Tayyip Erdoğan ile tanışmış ve 4 Temmuz 1978 tarihinde evlenmiştir. Türk siyaset tarihinin en önemli liderlerinden birisi olan Recep Tayyip Erdoğan’ın siyasi mücadelesinde en büyük destekçisi olmuştur.
Recep Tayyip Erdoğan Refah Partisi İstanbul İl Başkanı olduğunda, Emine Erdoğan İl Kadın Kolları’nın kurucu yönetim kurulu üyesi olarak vazife almış ve Türkiye’de kadınların siyasete katılımında çığır açan bir sürecin öncülüğünü yapmıştır. Refah Partisi’nin seçim başarısına büyük katkı sağlayan kadın hareketini başlatmış, partiye gönül veren kadınlarla birlikte gerektiğinde ev ev dolaşmıştır.
Eşi Recep Tayyip Erdoğan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı seçildikten sonra ise, farklı sosyal sorumluluk projelerinin içinde bulunmuştur. AK Parti belediyelerinde hâlâ devam eden ‘zengin ve yoksulların buluştuğu iftar sofraları’ girişimini başlatarak farklı kesimler arasında sosyal dayanışma içinde bir yardım koridorunun oluşmasına katkı sağlamıştır.
İki kız, iki erkek dört evladı olan Emine Erdoğan, sosyal ve siyasal hayatta daima aktif roller üstlenmiş, Başbakan eşi olduğu yıllarda da faaliyetlerini artırarak sürdürmüştür. Ailesinden aldığı yardımseverlik mirasını hayatının tümüne yansıtarak binlerce insana yardım eli uzatmıştır. 2005 yılında ‘Toplumsal Gelişim Merkezi’nin (TOGEM) kuruluşuna öncülük etmiş, çocukların ve kadınların eğitimi ile ilgili önemli faaliyetlerin gerçekleştirilmesine destek olmuştur.
Emine Erdoğan, Türkiye’nin belli yörelerinin kanayan yarası olan kız çocuklarının okutulmaması sorununa karşı Millî Eğitim Bakanlığı ile birlikte yurt çapında büyük bir seferberlik başlatmıştır. ‘Haydi Kızlar Okula’ kampanyası ile 300 bine yakın kız çocuğunun okuma-yazma öğrenmesine ve okula gitmesine vesile olmuştur.
Eğitim konusundaki bu gayreti ‘Ana-Kız Okuldayız’ kampanyasıyla yeni bir boyut kazanmış, ismini bizzat kendisinin verdiği bu çalışma ile okuma-yazma öğrenme fırsatı bulamamış annelerin problemlerine çözüm üretmiştir.
Emine Erdoğan çocuklara şiddet uygulanmasına, onların zorunlu olarak çalıştırılmasına karşı da mücadele etmiş; ‘7 çok geç’ gibi erken çocukluk eğitiminin önemini vurgulayan çeşitli kampanyalara destek vermiştir. Bu tür çalışmalara farklı ülkelerin First Lady’lerini de davet ederek kampanyaların etki alanını genişletmiştir. Türkiye’de büyük destek ve ilgi gören ‘Kardeş Aile Projesi’nde de Emine Erdoğan’ın büyük emeği bulunmaktadır.
Toplumda gönüllülük bilincini artırmak ve kamu hizmetleri uyumunu sağlamak üzere Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı tarafından hazırlanan ‘Toplum Kalkınmasında Gönül Elçileri’ projesini himaye etmiştir. Türkiye’nin 81 ilinden vali eşleri ile birlikte kadın, yaşlı, çocuk, engelli, gazi ve şehit aileleri, yoksullar ve madde bağımlıları gibi grupların yaşam kalitesini yükseltmek üzere bir gönüllülük seferberliğine öncülük yapmıştır. En iyi kamu projesi dalında halkla ilişkiler alanının Oscar’ı kabul edilen ‘altın pusula’ ödülünü alan proje, BM tarafından diğer ülkeler için örnek teşkil eden projeler kapsamında büyük ilgi görmüştür. Proje, 2012 yılından bu yana Emine Erdoğan’ın himayesinde sürdürülmektedir.
Kadının iş hayatında daha aktif rol alabilmesi için bölge ülke liderlerinin eşleriyle ‘iş hayatında kadın’ temalı uluslararası konferanslar düzenlenmesine destek vermiştir. Türkiye’de kadınların iş dünyası gibi siyasette de daha çok rol almasına yönelik çabaları ise, parti çalışmalarıyla sınırlı kalmamış, ülke kamuoyunda kadınları siyasete katılım noktasında cesaretlendirmiştir.
Emine Erdoğan ayrıca, önemli sosyal problemlerden birisi olan madde bağımlılığına karşı toplumsal hassasiyetin artırılması ve daha etkin bir mücadele yürütülmesi için uyuşturucuyla mücadele kampanyalarına da destek vermiştir.
Eğitimden sağlığa, kadın sorunlarından engellilerin problemlerine kadar çeşitli alanlarda faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşlarının kampanyalarını himaye etmiş, seslerinin duyulmasına katkı sağlamıştır.
Emine Erdoğan, Türkiye’nin pek çok alanda hızlı yapısal reformlar yapabilmesi için Avrupa Birliği üyeliğini önemsediğini her fırsatta dile getirmiştir. Öte yandan dünyanın farklı coğrafyalarından yükselen seslere kulak vermiş, özellikle zulüm ve yoksullukla mücadele eden halkların yanında olmuş, insan hakları ihlallerine şiddetle karşı çıkmıştır. Gazze, Myanmar ve Pakistan gibi bölgelerde yaşanan insanlık trajedilerine karşı sessiz kalmayarak uluslararası organizasyonlar düzenlemiştir. 2009 yılında Gazze’ye yönelik saldırılar karşısında Arap dünyası ve Batılı ülke liderlerinin eşlerini bir araya getirmiş ve tüm dünyaya ‘savaşı durdurun’ çağrısında bulunmuştur. 2012 yılında ise, Myanmar’da yaşanan insanlık dramını can güvenliği riski uyarılarına rağmen bizzat yerinde gidip görmüş ve bölgeye insani yardım ulaştırmıştır. Milyonlarca annenin duygularına tercüman olarak sorunu dünya gündemine taşımış ve büyük yardım kampanyalarının başlamasına vesile olmuştur.
Türkiye Cumhuriyeti’nin halk tarafından seçilmiş ilk Cumhurbaşkanı’nın eşi olan Emine Erdoğan, Türkiye Cumhuriyeti ‘First Lady’si olarak katıldığı yurt dışı seyahatlerinde farklı ülkelerin First Lady’leri ile çeşitli sosyal sorumluluk projeleri çerçevesinde fikir-alış verişinde bulunmaya devam etmektedir. Gerektiğinde onları Türkiye’ye davet ederek Türkiye’nin tanıtımına da katkı sağlamaktadır.
Öte yandan bu seyahatler sırasında kültürel, sanatsal faaliyetlere ilgi göstermekte, eğitim ve sağlık kurumlarına ziyaretler gerçekleştirmektedir. Tüm dünyada modern tıbbın tamamlayıcısı olarak önemi gittikçe daha çok fark edilen geleneksel tıp alanında yapılan çalışmaları yakından takip etmektedir. Sağlıklı yaşam, doğal beslenme alışkanlıkları gibi hususlara önem vermekte ve bu konularda toplumsal bilinci artıracak çalışmalara özel ilgi göstermektedir.
Emine Erdoğan, gerek yurt içinde gerekse yurt dışında aktif sosyal hayatından arta kalan zamanda, kitap okumak ve farklı dünya müzikleri dinlemekten keyif almaktadır.
submitted by oguzkra1 to RecepTayyipErdogan [link] [comments]


2020.04.01 21:15 bariscsknr Adı Olmayan Bir Kitabın İlk Sayfaları

‘Hadi kalk !’ demişti. Günlerden Pazartesiydi. Soğuk, bu kış gelmemiş, kendini Mart ayında göstermişti. İnanmazsınız belki ama yağmur dahi yağmayan kış mevsiminden sonra, Mart ayında İstanbul’a kar yağmıştı. Bu durum belki sizi çok şaşırtmamış olabilir dostlarım ama beni gerçekten şaşırtmıştı. Mart ayında hala mont giyip, bere, atkı, eldiven üçlüsüyle takılıyordum ki bu durum çok hoşuma gidiyordu. İçime bir huzur veriyordu.
Dün bütün gece aşağılık bir arkadaşın, aşağılık bir evinde pineklemiştim. Hani eskiden sizin için canını vermeye hazırmış gibi davranan ama tek derdi sizi ütmek olan pislikler olur ya, bu da onlardan biriydi. İnsan, böylelerini hiç tanımasa da olurdu ancak bir kere tanımış oldum. Maalesef hepimiz bu tipleri tanımak zorundaydık. Bu, hayatın bize oynadığı bir oyundu. Yıllar sonra ziyaretine gittiğimde, sen de nereden çıktın diye bana bakışı, başta canımı baya sıkmıştı ancak şimdi düşününce, insanları rahatsız eden bu varlığım, bir an olsun beni keyiflendirmişti.
‘Hadi kalk’ demişti. İşe gitmesi gerekiyordu. İyi bir işte çalışıyordu, dolgun bir maaşı vardı ve hayat standartını da dolgun maaşına göre belirlemişti. Eskiden, yokluğun karizmatik olduğu zamanlarda, paspal hallerimiz ve salaş yaşamlarımız, bizler için bir gurur kaynağıyken, bugün bu aşağılık herif, yaşam standardını yükseltmeyi, yaşamının tam ortasına koymuştu. Dolgun bir maaşı vardı ve ona göre, bir arabası, gözlüğü, kirada oturduğu evi, gömleği, televizyonu, kitaplığı, dergileri, kemeri, parfümü, jölesi, kravatı, donu, çarşafı, yastık kılıfı, tabak takımı veya yemek takımı, mutfak takımı, banyo takımı, yatak takımı, ayakkabı takımı, perde takımı, tıraş takımı ve daha birçok ıvır zıvırı vardı dostlarım. Telefonu vardı ki bu telefon bir aylık maaşına bedel bir telefondu. Eskiler para biriktirip ev alma derdine düşerken, bizim andaval parasını biriktirip bu son model cep telefonunu almıştı ve onu her fırsatta göstermekten çok büyük bir haz duyuyordu. Sigarası Marlboro’ydı ki ben bu yavşağın kaçak sigara içtiği zamanları biliyordum ve şuna da eminim ki dostlarım, bu yavşak o zamanlar halinden baya gurur duyuyordu.
‘Hadi kalk!’ demişti. Kalkayım ancak neden kalkayım? Dün işe gideceğini söylerken, istersen kalabilirsin gibi bir teklifte bulunmuştu ve benim rahatsız edici varlığım bu teklifi hemen kabul etmişti. ‘Yarın işe gitmek zorundayım, ondan bu gece fazla takılamayacağım ama istersen burada kal, sabah da kahvaltını yapıp öyle gidersin’ demişti. İnsanlar kendileri evde yokken, misafirlerin evde kalmasını hiç sevmezler ama her zaman bu durumdan rahatsız değillermiş gibi davranırlar. Modern olmanın ahlaki kuralları bunu gerektiriyordu çünkü. Bu andavalın rahatsız oluşunu görüyor olsam, o yokken evde kalmayı, evinin tam orta yerine sıçmayı, her şeyi kırıp dökmeyi ve en çok da tam düzen mutfağının bütün duvarlarına işemeyi çok isterdim dostlarım fakat tahmin edebilirsiniz ki bu evde kalmak bana da çok büyük bir rahatsızlık veriyordu. Bundan dolayı onun, o yalancı teklifini reddettim. ‘Gece neden orada kaldın o zaman?’ diye soracak olursanız da evim çok uzakta ve gecenin o saatinde, o kadar yolu çekebilecek bir insan hiç olamadım kardeşlerim.
‘Hadi kalk’ demişti. Kalkayım ama neden kalkayım? Yapacak hiçbir işim yoktu. Belki çalıştığım kafeye gidebilirdim. Bu kafede haftanın bazı günleri çalışıyordum ancak bugün o günlerden biri değildi. Aslında bu kafede pek çalıştığım gün de yoktu. Kafama eserse uğrayıp bir iki zehir içiyordum ve o gün para kazanıldıysa kendime harçlık alıyordum. Ancak o kafenin para kazandığını genelde kimse görmemiştir. Evet, bu konuda ciddiyim. Kafeyi işleten gencin mahalledeki herkese borcu vardı. Tam bir üçkâğıtçıydı. Ama hakkını yemeyelim, beni hiçbir zaman keklemedi. En azından iş konusunda. Yoksa kafeye getirdiğim bir-iki kız arkadaşıma asıldığına şahit oldum. Ancak kızlar da ona asılmışlardı. Bu duruma objektif bakarsak dostlarım, her iki tarafın da uygun gördüğü bir davranış beni rahatsız etti diye onları suçlayamayız. Gel gelelim insanların değer yargıları değersizleştirmekten öteye gidemiyorsa, benim de öyle davranmam gerekirdi. Yanımda gelen kızı patronumun düdüklemesine, modern ahlaki kurallar doğrultusunda, her iki tarafı da değersiz görüp, patronumun kız arkadaşımı düdüklemesine ses çıkarmadım, çünkü insani erdem bunu gerektirirdi ve yaptığım da tam olarak buydu sevgili kardeşlerim.
‘Hadi kalk!’ demişti. Kalk dostum uyan. Çekil git başımdan! İnsanlar her gün aynı şeyi yaparlarsa, bunun adı düzen oluyordu. Ve bu bizim aşağılık, tam bir düzen manyağıydı. Sabah olup işe gitmeyi, öğlen takıldığı yerlerden birinde bir şeyler yemeyi ve bir kadeh şarap içmeyi kendinde marifet görüyordu. Akşamları spor, salıları sinema, perşembeleri tiyatro, cumaları dostlarla tek atmak, düzenli seks hayatı, düzenli aşk hayatı, düzenli iş hayatı ve de düzenli düzenli hayatı. Evet, bizim aşağılık için bunlar, hayatın tam karşılığıydı. Eğer her sabah uyanıp işe giderseniz ve her akşam o işten arda kalan zamanınızda hayatınızı yaşarsanız, bu sizin hayatınız oluyordu ve bu iyi bir şeydi. Tüm bu düzen zırvalarını, bir bütün olarak hayatınızın tam merkezine koyduysanız da bu sefer de toplumda bir birey oluyordunuz dostlarım. Diğer türlü başıboş, bir aylak oluyordunuz kardeşlerim ve ben tam olarak buydum. Başıboş bir aylak.
‘Hadi kalk!’ demişti. Kalkayım ama neden kalkayım? Bir ara işe uğrayabilirim. Şimdi oraya gitsem kimse sen de nerden çıktın demezdi. Çünkü dostlarım hiç kimse bedavaya çalışacak birini reddetmez. Bir çıkayım evden, bir çay falan içerim. Midem de çok kötü, hiçbir şey istemiyor canım. Ama bu aşağılık herife de daha fazla dayanamayacağım. Diğer aşağılığı mı arasam. O salaktan da hiç hazzetmiyorum. Gerçi eminim o da benden çok hoşlanıyor değildir. Senin parfüm kokuna sıçayım. Lanet olsun neden geldim ki buraya. Bu salakla ben ne paylaştım o zamanlar. Bana üç fatura borcu var ancak dün bira ısmarlarken sanki canını istiyormuşum gibi davrandı. Seni bit yeniği, donsuz gezindiğin zamanları bilirim, bir kravat taktın da adam mı oldun. Evet oldun. Ben ise olamadım. Olsun. Bizim de adam olduğumuz yerler var. Mesela çalıştığım kafe, patronum bana kanka der ki kendisi benden yaşça çok büyüktür. Sana patronun ne der. Onu getir, şunu götür der. Ben patronumla oturup zehir içerim. Sen ise patronunun karşısında oturup bir bardak su bile içemezsin. Lanet olsun tüm bunlar yalan biliyorum. Ama seni böyle düşünmek beni mutlu ediyor.
Ah seni gidi düzen soytarısı seni. Sinekkaydı tıraş olursun işte böyle her sabah. Bak bana her tarafım kıllı. O taraflarım bile kıllı. Sabah sabah tıraş olma enerjisini, insan nereden buluyor. Ayrıca uyumaya çalışıyorum ve sen dangalak, yaptığın gürültünün farkında bile değilsin. Bir sigara mı içsem. Midem çok kötü. Kalk hadi. Sesin beynimde çınlıyor. Kalk hadi. Kalkmak veya kalkmamak işte bütün mesele bu kardeşlerim. Boş versene sen kalk, ben uyuyacağım. Kalk hadi seni aşağılık, daha derse yetişmelisin ve mutfakta bekleyen onlarca bulaşık var. Ayrıca müşteriler çoktan gelmiş ve patronun bir haftadan beri senden bir rapor bekliyor ve bu hafta belki de sana nöbet yazacaklar ve dosyalar işte tam olarak masanın üstünde ve öğretmenin ödevi de öylece duruyor. Kalk ve annene yakışır bir evlat ol çocuğum, kalk ve baban seninle gurur duysun. Kalk hadi sevgilin bekler, kalk ekmek al, kalk çay demle, kalk çamaşırları yıka, kalk faturaları öde, kalk hadi kalk, aşağılık pislik seni, kalk. Kalktım işte aşağılık piç kuruları, lanet olasıcalar, bakın işte kalktım.
Kaktım ve o aşağılığı, düzenli evinde rahat rahat hazırlanabilmesi için rahat bırakarak evden çıktım. İstanbul’da gün daha yeni başlıyordu. Karlı sokaklar arasında ne yapacağımı düşünerek yürüdüm. Hasanpaşa’dan Rıhtıma doğru bir yol uzanıyordu ve romanlarda geçen romantik yollara hiç benzemiyordu. Araba gürültüleri arasından ve bir yerlere yetişmeye çalışan insanlar arasından ve dükkânlarını yeni açan ve tek dertleri para kazanmak olan esnafların arasından ve trafik ışıklarının arasından ve kardan eser kalmayıp çamurlaşmış yolların arasından ve lanet olan bu düzenin arasından yürüyerek, düşünmeye çalıştım. Ne yapabilirim? Günlerden Pazartesiydi ve herkes tam takır hayatına devam ederken ben, tüm hayatım boyunca sorup ve cevap bulamadığım o soruyu yine kendime sormaktaydım. Ne yapabilirim? İnsan hayatının, bir şeyler yapabilmek için oldukça kısa olduğunu düşündüm. Her şeyi değiştirmek için, insan ömrünün çok kısa olduğunu düşündüm. Peki, bunca insan ne için bu kadar çabalıyordu, neyi düzeltmeye çalışıyorlardı, bunları düşündüm. Bütün amellerimiz neydi, düşündüm. Düşünmek de benim amelim olmalıydı. Bunu da düşündüm.
Çocuklarını okula yetiştirmeye çalışan, lüks arabalı, canti adamlar, çıtır karılar gördüm ve onların tohumu olan çocuklarını gördüm. Çok çok eskiden, paspallığımın hoş görüldüğü zamanlarda bir kız arkadaşım vardı ve bana çocuk yapmak istediğini söylemişti. Ben ise bu isteğine gülmüştüm. Şimdi düşününce o kızdan çok iyi bir ebeveyn olurdu. Ben olur muydum, bilmiyorum fakat düşündüm ki o kızdan bir çocuğum olsaydı güzel olurdu gibi hissettim. Ancak tahmin ediyorum, evliliğimiz çok uzun sürmezdi ki şu düzen denilen saçmalık, maalesef bana hiç gitmiyordu kardeşlerim. O, çocuğa çok iyi bakardı buna eminim. Ancak çocuk herhalde en sonunda it, kopuk bir şey olurdu ki bundan gurur duyardım sanırım. Tüm bu düşünceler arasında rıhtıma geldim. Saat 7’e yaklaşmıştı. Vapurla karşıya geçip, Eminönü’nden Galata’ya, oradan da Tünel’e doğru yol alırım diye düşündüm. En mantıklı olanı buydu. Vapur birazdan yanaşır diye düşündüm. Vapur yanaştı. İtişe kakışa vapura bindik, toplum olarak. Aşağılık olma durumu, toplumda içselleşmişti kardeşlerim. Bunu düşündüm. Bir afetten kaçan insanlar gibi birbirimizi ezerek, ittirerek, sona kalan dona kalır çocukluğuyla ki yaptığımız davranış, içinde çocukça bir neşe barındırmıyordu, tam tersine hayvanca bir içgüdüyle vapura bindik. Açıklığa oturdum ve bir sigara sardım. Marlboro içen aşağılığın tam tersine, ben hala kaçak sigara içmekteydim. Vapur hareket etti. Vapurla beraber martılar da ilk rızklarını almak için harekete geçtiler. Soğuk bir İstanbul günüydü ve rüzgâr kardeşlerim gerçekten suratımı kesiyordu. Toplum bütün sıradanlığıyla ve heyecandan uzak bir şekilde vapurun kapalı alanında yolculuğu sürdürmeyi tercih etmişti. Evet, bir tek salak bendim kardeşlerim. Martılar için bu durum çok üzücüydü ki bende onların işini görebilecek en ufak bir katık yoktu. Sigaramı yakmak bu rüzgârda baya zor olsa da bunu başardım. Deniz, efsanelerde anlatılanlar gibi gürlüyordu ve ben de o efsanelerdeki tanrılar gibi bir duruş sergileyip, içerde, sıcakta oturan topluma, rolümü tam takır oynuyordum. Bir martı olmak ister miydim onu düşündüm. Sonra martıların çok vahşi hayvanlar olduğunu düşündüm. En sonunda kararımı kargada kıldım. Bir karga olarak yola devam ettim. Sigaramı tüttürmeye çalışırken fark ettim ki rüzgar sigaramın yarısını benden önce içip bitirmişti. O soğuk, yüzü kesen aşağılık rüzgar tüm bedenime yaşadığımı hissettiriyordu. Tam her şey güzel derken birden etrafta dolaşan o aptal statüko, ete kemiğe bürünmüş şekilde karşımda durdu ve efsanevi repliği söyledi ‘burada sigara içmek yasak’. Canım sıkılmıştı. Ona sigaramın birazdan biteceğini, böyle bir havada sigara içmenin çok zor olduğunu ve sigara içmek için gösterdiğim çabayı taktir etmesini, ayrıca sigaramın yarısını da rüzgarın içtiğini ve tüm bunları söylerken sigaramdan bir fırt çekmek için ağzıma götürdüğümde, sigaramın yanan kısmını, alçak rüzgarın uçurduğunu fark ettim ve statüko mutlu ve ukala bir şekilde yanımdan ayrıldı.
Vapur karaya yaklaşmıştı. Martılar ise benden umudunu çoktan kesmişti. Dünü düşündüm. Yine böyle aylak aylak gezinirken ve ne yapmak istediğimi ararken, o aşağılık aklıma geldi. Elimi takozuma götürdüm ve onu aradım. Akşam müsait olabileceğini söyledi ancak dışarıda olamazmış, çünkü yarın işi varmış, çok uzun takılamayacağını da söyledi ama yine de sen bilirsin dedi, gelmek istiyorsan gel dedi. Evet kardeşlerim, bu aşağılık benimle buluşmak için çok can atar bir halde değildi, bunu ben de anladım. Ancak onu rahatsız etme fırsatını kaçıramazdım. En son, bir yıl önce gördüğüm bu aşağılık, üniversite zamanlarında ev arkadaşımdı. Çok yokluklar çektiğimiz zamanlarda, babalarımız, aslında sadece benim babam bize destek olmuştu ve bu aşağılık bu destekleme faaliyetinden sonuna kadar yararlanıyordu. Yanımda kaldı, kira ödemedi, fatura ödemedi, alışveriş yapmadı, bir tas yemek ısıtmadı ve börekler açmadı bana kardeşlerim. Buna rağmen her ay yatan kredisiyle de Taksimlerde takılmaktan geri de durmadı kardeşlerim. Evet, kahramanınız bir tavuk, kardeşlerim. Yolmak için birebir kardeşlerim. Dün evine gittiğimde beni gördüğüne sevinmiş gibi yaptı, hâlbuki rahatsız olduğu, biber gibi kızaran yanaklarından belli oluyordu.
Vapur karaya yanaşmıştı. İnsanlar aynı hayvansal içgüdülerle vapurdan indi, arkalarından ben indim. Çok acelesi olan bu toplum parçası, hep birlikte yavaş yavaş dağılarak kalabalığa karıştılar. Ben ise tek başıma yürüdüm ve kalabalık, ancak dışarıdan bakabildiğim, benden uzakta bir yerlerdeydi. Kabataş’tan Galata’ya çıkan yokuşa vurdum kendimi. ‘Aç mısın?’ diye sordu. ‘Dışarıda yemiştim, teşekkürler’ diye cevapladım soruyu. ‘Eee ne yapıyorsun, nasıl gidiyor hayat?’ Bir anlamsız soru daha diye düşünmüştüm o an. ‘Ne olsun, hiçbir şey yapmıyorum. Bildiğin gibi, hala aynı devam ediyorum’ dedim ve ekledim ‘Ama gördüğüme göre sen baya değişmişsin’. Son söylediğimden rahatsız olmuştu. Fakat kardeşlerim bu çok uzun sürmedi. Bu tipler kendilerini sorgulamaktan kaçarlar ve doğruya ulaştıklarında, o doğrunun doğruluğunu kendi iç dünyalarında çürütüp yerlerine yeni doğrular koyarlar ve buna derler ki hayat. Evet kardeşlerim, bu hayat. Bir ton zırva şeyler anlattı, işinden bahsetti, hayatından bahsetti, hayatın zorluklarından, paranın azlığından, her şeyin pahalılığından, -en samimiyetsiz şekilde- geçmişten, gelecekten, şimdiden bahsetti kardeşlerim. Hep kendinden bahsetti. Ben ise sadece dinledim. Çünkü bahsedeceğim hiçbir şey yoktu. Oturdum ve ilgimi çekiyormuş gibi yaparak ama bunda pek de başarılı olmayarak –anlattığı şeylerin ilgimi çekmediğini anlamasını istedim- oturdum, dinledim. Aşağılığın, dünyanın kendisi etrafında döndüğünü sandığını görerek dinledim. Hep anlattı, anlattıkça rahatsız oldu, rahatsız oldukça anlattı. Tüm sohbet boyunca haklı olmak istedi, bir yerden beni yakalamak istedi ama başaramadı kardeşlerim. Anlattığı zırvalar insanın dert etmemesi gereken şeylerdi. Nitekim her insan, aynı sorunları yaşıyordu ve bu sorunlar benim için özel, konuşulmaya değer şeyler değildi. Havanın soğukluğundan şikâyet etmek, soğuğun güzelliklerini görmezden gelmekti. Ayrıca soğuk anca birileri dışarıda donuyorsa konuşulmaya değerdi. Aşırı derece kombinin yandığı evden çıkıp, işe giderken üşümek, bu modern çağın aptalca dert zırvalarından biriydi. Durumlarımız iyiydi kardeşlerim. Hepimiz çok iyidik. Ama kötü olan bir şey vardı ki o şey her şeyi kötü yapıyordu. İşte bu çocuğu da o şey kötü yaptı diye düşündüm.
Yürüdüm. Bir hatun iniyordu sarmaşık merdivenden. Bu merdivenin adı ne acaba diye düşündüm. Çünkü bu merdivenin tarihi bir yanı olduğu apaçık ortadaydı. Bir ismi olmalıydı ama ben bilmiyordum. Bundan dolayı sarmaşık merdiven diyordum. Bu merdiveni ben yapsaydım adını sarmaşık koyardım diye düşündüm. Merdivene yaklaştım sağa doğru, hatun sola geçti. Lanet olsun sana da güzel kadın. Ne olur merdivenlerde karşılaşsaydık. Ah insanlar diye düşündüm. Bütün olasılıklar mümkünken, sadece olmaması için olasılıkları düzenliyoruz diye düşündüm. Halbuki olmak üzerine bir olasılık yapsak, ulaşmak istediğimiz bütün olasılıklar, mümkün olabilirdi.
Dün bahsini kapattım kafamda. Kediler gördüm artık. Miyavlayan, mırlayan kediler. Onu mu arasam diye düşündüm, korktum o an. Daha erken dedim, umut doğdu içime. Lanet olsun bana da, onu arayacağım belli oldu. Yürümeye devam ettim ve tekrar düşündüm korkarak. Korku büyüdü ve büyüdü.
submitted by bariscsknr to u/bariscsknr [link] [comments]


2020.02.29 15:33 dilivdik123 Günümüzde Feminizm gerekli mi?

Feminizm cinsiyetlerin eşitliğini savunan bir görüş olarak ortaya çıktı ama günümüzde erkek düşmanlığı olarak biliniyor. Bunun sebebi ise feministlerin gerçekten de erkek düşmanlığı yaparak bunu dışarıya feminizm olarak göstermesi. Feminizmin çıktığı zamanlarda kadına değer verilmiyordu. Toplumun her alanında erkekler üstünken kadınlar eziliyordu. Kadınların meslek sahibi olması hor görülüyor , sadece anne olabilecekleri düşünülüyordu fakat yıllar içinde bu algı değişti. Kadınlar meslek sahibi olabiliyor artık hatta artık olmaması bizlere garip geliyor. Hâlâ kadına şiddet ve tecavüz olayları devam etse de kadın hakları örgütlerinin ve feministlerin bu konuda bir şey yapamadığını ve hatta insanları kışkırtarak işleri daha kötü hale getirdiklerini düşünüyorum. Tabi ki amacına uygun davranan düzgün feministler de var ama artık feminizmin çoğunluğu erkeklerden nefret eden kızlar topluluğuna dönüştü ve koca koca insanların toplum içinde ilkokula giden küçük çocuklar gibi davranmasına yol açıyor. Bana göre feminizm toplum içinde eziklenen kadınların kendilerini daha rahat hissetmek ve yaşadığı eziklenmeden kurtulmak için başvurduğu bir müessese oldu. Kadın hakları önemli tabi ve şiddet , tecavüz sorunları da var ama bunları erkek-kadın ayırmadan hep birlikte çözmeliyiz. Yasalarla , yeniliklerle , cezalarla çözmeliyiz. Suçu erkeğe - kadına değil bu sorunları çözmeyen ve işlerin bu noktaya gelmesine sebep olan insanlarda aramalıyız. Yani cinsiyet ayırmadan hepimiz kendimize çeki düzen vermeliyiz ve tabi devlet de. Bu arada bu "kanser" feminist kitlesine karşı türeyen Anti-Feminist kitlesi de zaten ne olduğu belli olan insanlara karşı bir cadı avı furyası başlatarak, onların daha da güçlü olmasını sağladı. Hem feministler hem de anti -feministler amaçlarından saptı ve ideolojiden çok toplumda kaos ortamı oluşturan ciddi bir ayrılık hareketine dönüştü.
Bunlara dayanarak Feminizmin artık gerekli bir ideoloji olmadığını, bir şekilde bitmesi/bitirilmesi gerektiğini düşünüyorum.
Siz ne düşünüyorsunuz?
submitted by dilivdik123 to ToplumsalTartishma [link] [comments]


2019.01.24 18:26 GocekRentals Göcek ve Çevresindeki Plajlar

Göcek ve Çevresindeki Plajlar

Tatil için en uygun kiralık evi aramaya başladığımızda hepimiz, en muhteşem manzaralı, en büyük havuzlu evleri bulmaya çalışırız. Sonraki kriterimiz ise deniz ve plajlardır. Altın plajları, berrak suları, yeşil ormanları, tarihi, doğası ve nefes kesici sualtı maceraları ile Göcek, tatil yeri tercihiniz olmaya aday. Göcek’in önde gelen tatil villası kiralama şirketi Göcek Rentals olarak misafirlerimizin Göcek ve çevresindeki harika plajlar hakkında bilgi sahibi olmasını istiyoruz. Bu yüzden Göcek plajları hakkında size rehber olacak bir yazı hazırladık. Okumaya başlamadan önce bu yazıyı sık kullanılanlara eklemeyi unutmayın. Çünkü ileride gene ihtiyaç duyacaksınız.

Göcek’in En İyi Plajları

D-Resort Blue Point Plajı

📷📷
Daha önce Swiss Otel olarak hizmet veren D-Resort, Doğuş Holding tarafından restore edildikten sonra daha da lüks ve şık bir görünüm kazandı. Plaj; yeşil doğası, mavi bayraklı plajı ve misafirlerine üst düzey hizmet sunan Breeze Restaurant ile misafirlerini ağırlamaktadır. Bu plaj, Sahra Çölünden getirilen özel ince kumları sıcak yaz günlerinde ısınmadığı için ayaklarınızı yakmaması sayesinde oldukça istisnai bir güzelliğe sahiptir. D-Marin Göcek’te bulunan Blue Point Plajı’na aracınızla yada yürüyerek ulaşabileceğiniz gibi marina kapısından bineceğiniz golf arabaları ile ulaşmanız da mümkündür. Sevdikleriniz ile muhteşem anlar geçirebileceğiniz bu özel yerde denizin mavisi ve manzaranın mükemmelliğine âşık olacaksınız. Blue Point Plajı’na girmek için haftaiçi 120TL, haftasonu 150TL ödeyebilir yada sezonluk üyelik satın alabilirsiniz. D-Resort Blue Point Plajı Göcek’in en muhteşem plajı olarak bilinmektedir.

İnlice Plajı

📷📷
Göcek’te muhteşem güzellikte ve ücretsiz bir plaj arıyorsanız, 5 km mesafedeki İnlice Plajı tam size göre! İnlice, 800 metre uzunluğunda siyah kumlu plajı, masmavi suyu ve çoğu zaman ılık havası ile muhteşem bir plaja sahiptir. Muhteşem konumu sayesinde İnlice Plajı’na araba ile 10 dakikada ulaşmanız mümkündür. Arabanız yoksa da İnlice Plajı’na ulaşım konusunu dert etmenize gerek yok, çünkü gün boyunca belediye binasının önünden hareket eden dolmuş ya da otobüsler ile İnlice Plajı’na ulaşabilirsiniz. İnlice Plajı ve plajda bulunan kafe, belediye tarafından işletilmektedir. İnlice Plajı’na gittiğinizde lezzetli yemekler alkollü/alkolsüz içecekler, kibar çalışanlar ve misafirperver bir halk bulacaksınız ancak özellikle resmi tatillerde kalabalıklaşan plajda yakılan mangallar sizi hayal kırıklığına uğratabilir; Bilginiz olsun. Plaj; şezlong, şemsiye, duş, tuvalet ve oldukça uygun fiyatlı otopark hizmeti ile çevresinde bulunan pek çok plaja göre oldukça iyi bir alternatiftir. Plajın hemen arkasında bulunan kamp alanında kamp yapabilir ve bu muhteşem plajın yanı başında iyi bir tatil geçirebilirsiniz. Nesli tükenmekte olan deniz kaplumbağalarına ev sahipliği yapan İnlice Plajı dalış severler için de harika bir yerdir.

Sarsala Plajı

📷📷
Sarsala Plajı, Göcek’ten araba ile 30 dakika uzaklıkta bulunan heyecan verici bir plajdır. Sarsala Plajı’na giderken yolda sizi Koca Göl karşılamaktadır. Kısa bir araba yolculuğu ile kendinizi doğanın şefkatli kollarında bulacağınız Sarsala Koyu’na ulaşabilirsiniz. Sarsala iki koy tarafından bölünmüş bir bölgedir. Küçük Sarsala Koyu’nda yerli ve yabancı pek çok tekne görebilirsiniz. Büyük Sarsala Koyu ise görkemli Sarsala Plajı ile yerel halk ve turistlerin favori mekanlarından biridir. Plaj suları sıcak, temiz ve güvenlidir. Caretta carettalar ile iç içe yüzme fırsatı bulabileceğiniz Sarsala Plajı’nda dalış severler için muhteşem bir sualtı cenneti bulunmaktadır. Plaj voleybolu, kamp ve su kayağı Sarsala Plajı’nda yapabileceğiniz aktivitelerden sadece bir kaçıdır. Küçük bir ücret karşılığında şezlong kiralayabileceğiniz plaja, giriş için de ufak bir ücret ödemeniz gerekmektedir. Sarsala Plajı’nda bulunan ve Dalaman Belediyesi tarafından işletilen kafede uygun fiyatlarda atıştırmalık yiyecek ve içecekler bulmanız mümkündür. Tuvalet, giyinme kabini ve otopark hizmeti misafirlere ücretsiz olarak sunulmaktadır. Göcek’te güzel bir gün geçirmek istiyorsanız yeryüzünün bu el değmemiş cennet bahçesini ziyaret etmelisiniz.

İztuzu (Dalyan) Plajı

📷📷
Göcek’ten araba ile 50 dakika uzaklıktaki İztuzu, 4,5 km uzunluğunda altın plajı ile Akdeniz’in en güzel plajlarından birdir. Nesli tükenmekte olan caretta caretta kaplumbağalarının yuvası olarak bilinen ve çoğu zaman kaplumbağa plajı olarak adlandırılan bu plaj, 1988’den beri koruma altındadır. Kaplumbağa Plajı, 2008 yılında İngiliz Times dergisi tarafından Avrupa’nın En İyi Açık Alanı seçilerek güzelliğini tüm dünyaya ispat etmiştir.
İztuzu Plajı’nın suları sığ ve tuzludur. Plajın suları çoğunlukla sıcaktır ve rüzgârlı havalarda dalgalar arasında vakit geçirmek oldukça keyiflidir. Eğer tuzlu suyu sevmiyorsanız plajın diğer tarafında bulunan Dalyanağzı Plajı’na da gidebilirsiniz. Tatlı suyun deniz ile buluştuğu Dalyanağzı Plajı’nda tatlı suda yüzme imkânı bulabilirsiniz. Hem İztuzu Plajı hem de Dalyanağzı Plajı Dalyan Belediyesi tarafından işletilmektedir. Plajda herhangi bir ev, restoran veya otele rastlanmasa da atıştırmalıklar, alkollü ve alkolsüz içecekler, tuvalet ve duş imkânı sunan kulübeler bulabilirsiniz. Plajda ayrıca şemsiye ve şezlong da kiralayabilirsiniz.
İztuzu Plajı muhteşem doğası ile Akdeniz’de mutlaka görülmesi gereken yerlerden bir tanesidir. Plajın yumuşak kumları caretta caretta yumurtaları için harika bir yuva niteliğindedir. Bu sebeple akşam 8 ile sabah 8 arasında plaja giriş yasaktır.

Günlüklü Plajı

📷📷
Göcek ve Fethiye arasında bulunan Günlüklü Koyu, Göcek şehir merkezine 10 km uzaklıktadır. Sık ağaçları, yumuşak kumları, turkuaz görüntüsü ve 500 metre uzunluğundaki muhteşem plajı ile Günlüklü Koyu huzurlu bir tatil isteyenler için doğal atmosfer sunar. Genellikle kalabalık olmayan koy, tatil severler tarafından mesken tutulur. Burada kamp severler için alanlar da bulunmaktadır. Kamp alanında su ve elektrik bulunmaktadır. Siz de doğanın kalbinde, ağaç kokusunu içinize çekerek kamp yapmak istiyorsanız Günlüklü Koyu’nu tercih edebilirsiniz. Şezlong ve şemsiyeleri kiralayabileceğiniz bu plaja giriş ücretlidir.

Göcek Adası Plajı

📷📷
Göcek Adası Plajı; temiz suları, yemyeşil çam ağaçları, huzurlu doğası ve muhteşem konumu ile Göcek’e gelenler için favori plajlardan biridir. Göcek adası; rüzgâr koruması sağlayarak bölgeyi doğal bir liman haline getirdiği gibi Adası’nın kuzey/kuzeydoğuya bakan yüzünün rüzgarsız havası yat severler tarafından sıklıkla tercih edilmesine neden olmaktadır. Bir ağacın altında dinlenebileceğiniz, berrak sularda yüzebileceğiniz, taze ve lezzetli yiyecek ve içecek bulabileceğiniz bu muhteşem atmosferde unutamayacağınız bir tatil geçireceksiniz. Burada tuvalet, giyinme kabini, duş, şezlong ve şemsiye gibi hizmetleri bulabilirsiniz.
📷📷
Göcek Adası’na Göcek Belediye Marina bürosunun yanında bulunan pontondan tekne dolmuş ile 15 dakikada ulaşabilirsiniz. Küçük bir ücret ödeyeceğiniz bu plajda saat başı dolmuş tekne seferleri bulunmaktadır. Adadan Göcek’e geri dönmek için son seferin akşam saat 6’da olduğunu aklınızdan çıkarmayın.

Katrancı Koyu Tabiat Parkı

📷📷
Kızılçam, okaliptüs ve akasya ağaçlarıyla çevrili Katrancı Koyu Tabiat Parkı, doğal güzelliği ile sizleri karşılamaktadır. Yemyeşil çam ağaçlarının gölgesindeki altın plajları ve masmavi suları ile bu doğa harikası, Göcek’ten sadece 18 km uzaklıktadır. Katrancı Koyu’nda gün içinde ihtiyaç duyabileceğiniz tuvalet, duş, kamp alanı, otopark, restoran, bar, temiz su, piknik masaları ve çocuk oyun parkı gibi pek çok hizmeti bulabilirsiniz. Yeni yerler keşfetmeyi seviyorsanız, koydaki tepeye tırmanarak Kızlar Koyu olarak anılan bir başka doğa harikasını da görebilirsiniz.

Ölüdeniz

📷📷
Göcek çevresinde mutlaka görülmesi gereken yerlerden bir tanesi de dünyaca ünlü Ölüdeniz’dir. Berrak suları, tarihi doğası ve metrelerce uzunluğundaki altın plajları ile Ölüdeniz, yüzme ve su sporları tutkunları için harika bir seçenektir. Ölüdeniz’in suları Mayıs ile Ekim ayları arasında oldukça sıcaktır. Ölüdeniz’e gelmeden önce fotoğraf makinenizin hafızasında yeteri kadar alan bulunduğundan emin olmalısınız çünkü Ölüdeniz, Akdeniz’de fotoğraflara en çok konu olan yerdir. Göcek’ten Ölüdeniz’e arabayla sadece 40 dakikada ulaşabilirsiniz. Yolculuğunuz boyunca eşsiz doğanın ve fantastik manzaranın tadına varacağınızı hatırlatmak isteriz. Tabiat Parkı’na giriş ücretsizdir. Plaj çevresinde birkaç restoran, kafe ve hediyelik eşya dükkânı bulabilirsiniz. Ölüdeniz dendiğinde akla ilk gelen şey yamaç paraşütüdür. Eğer bir yamaç paraşütü tutkunuysanız Baba Dağ’dan havalanarak muhteşem Ölüdeniz manzarası eşliğinde eşsiz bir yamaç paraşütü deneyimi yaşayabilirsiniz.

Sarıgerme Plajı

📷📷
Göcek’ten araba ile sadece 30 dakika uzaklıktaki Sarıgerme Plajı, tertemiz suları ve harika manzarası ile tatil severlerin sıklıkla ziyaret ettiği bir plajdır. Sarıgerme, 7 kilometre uzunluğunda altın gibi plajı ile sakin ve huzurlu sularda yüzmek isteyenler için harika bir seçenektir. Sarıgerme Plajı’nda kum taneleri incecik ve deniz oldukça sığdır. Sarıgerme Plajı’nda restoran, tuvalet, duş, şezlong, şemsiye ve giyinme kabinleri bulunmaktadır. Sarıgerme Plajı’nda su
📷📷
sporları için pek çok tesis bulabilirsiniz. Doğa ile iç içe olacağınız Sarıgerme Plajı’nda patikada yürüyüş yaparak doğanın tadını çıkarabilirsiniz.

12 Adalar Tekne Turu

Göcek ve yakınlarında bulunan plajları, gezip görmenin yanında Göcek’e gelenlerin mutlaka yapması gereken aktivitelerden bir tanesi de 12 Adalar tekne turuna katılmaktır. Günün erken saatlerinde başlayan tur, gün boyunca pek çok koya uğramaktadır. Tur boyunca masmavi sularda yüzme imkânı bulacak ve gün batımında muhteşem Göcek manzarası eşliğinde Göcek’e doğru yolculuğa çıkacaksınız.
📷📷
Göcek Rentals olarak her çeşit kiralık tekne ve gulet hizmeti sunmaktayız. Tecrübeli ekibimiz ile tatilden beklediğiniz her şeyi size bir arada sunmayı vaat ediyoruz. Kiralık tekne ve gulet hizmetinin yanında kiralık villa ve dairelerimizde kalırken yüksek standartlardaki konsiyerj hizmetlerimizden de faydalanabilirsiniz. Yetenekli, deneyimli ve profesyonel ekibimiz ile size ve sevdiklerinize 7/24 hizmet sunuyoruz.
Bizi 0532 361 38 05 numaralı hattımızdan hemen arayabilir ve hayallerinizdeki villa tatilini satın alabilirsiniz.
submitted by GocekRentals to u/GocekRentals [link] [comments]


2019.01.15 18:37 fragmanlife Cennetin Gozyaslari dizisi konusu ve oyunculari

Cennetin Gozyaslari dizisi konusu ve oyunculari Genel Hikaye Yapımcılığını Süreç Film – Ali Gündoğdu'nun üstlendiği, yönetmen koltuğunda Aysun Akyüz Mehdiabbas'ın oturduğu ve bir Kore formatından uyarlanan dizinin başrollerini Esra Ronabar, Berk Atan ve Almila Ada paylaşıyor. Ayrıca Zehra Yılmaz, Güler Ökten, Yusuf Akgün, Ebru Destan, Hazım Körmükçü, Çiçek Acar, Ali İpin, Sencan Güleryüz, Süeda Çil, Ebru Nil Aydın, Sude Nur Yazıcı ve Oktay Çubuk gibi başarılı isimler rol alıyor.
Cennet'in Gözyaşları
Esra Ronabar Arzu Soyer Arzu son derece cazibeli, hırslı, oldukça akıllı ve sezgileri kuvvetli bir kadındır. Yaşadığı acı travma, hayata ve kendine duyduğu öfke, bastırmaya çalıştığı duyguları ve unutmaya çalıştığı geçmişi, Arzu'nun hayatta tam anlamıyla mutlu olmasına hep engel olmuştur. Bu yüzden gerçek anlamıyla mutlu olmayı beceremediği için hep doyumsuzdur. Daha başarılı, daha çok güç, daha çok takdir edilmek, içindeki boşluğu doldurmak adına hep daha fazlasını ister hale gelmiştir.
Almila Ada Cennet Yılmaz Üniversiteden birincilikle mezun olmuş, başarılı, azimli, çok zeki bir kızdır Cennet. Üstelik çok da güzeldir. Genelde canlı, enerjik, neşeli görünür.
Berk Atan Selim Arısoy Genç yaşta iş alanında önemli başarılara imza atmış yakışıklı bir adamdır. Çalışkan karizmatik, duygusal, güvenilir, dürüst ve ahlaklı biridir. Sakin bir yapısı vardır. Giyim kuşamına özen gösterir.
Hazım Körmükçü Mahir Soyer Soyer ailesinin ilk oğludur. Sema'nın ilk göz nuru ve Rıza'nın kurduğu imparatorluğunda baş veliahtıdır. Duygusal bir adamdır. Özgür bir ruha sahiptir.
Yusuf Akgün Orhan Soyer Soyer ailesinin, uçarı, ilk bakışta sorumsuz gibi görünen ama pratik çözümlerle iş bitiren enerjik ve yakışıklı oğludur. Giyimine, dış görümüne son derece önem verir. Lükse ve spor arabalara düşkündür. Kadınlarla arası çok iyidir. Kalıcı ilişkilerin peşinde değildir.
Zehra Yılmaz Melisa Soyer Melisa, Soyer ailesinin biricik güzel kızı, gözbebeğidir. Anne babası tarafından son derece şımartılarak büyütülmüştür. Mahir'in kızına düşkünlüğü her kız babası gibidir ama Arzu'nun Melisa'ya düşkünlüğü başkadır. Dışa dönük, arkadaş canlısı, gezmeyi, eğlenmeyi, hayatı seven bir kızdır. Kıskanç ve bencildir.
Cennet'in Gözyaşları 34. Bölüm özeti "O sadece senin annen değil benim de annem!"
Arzu'nun vurulması ve Cihan'ın tehlikeli biri olduğunu öğrenmesi Arzu için çok ağır bir sınav olacaktır. Cennet'i ne pahasına olursa olsun Cihan'dan korumaya kararlıdır. Cihan ise planlarında değişiklik yapar. Hedefindeki Kaya'nın canını yakmanın daha etkili bir yolunu bulmuştur. Arzu üzerinden devam edecektir intikam planına. İyice köşeye sıkışmıştır Arzu. Bu defa sadece Cennet'le değil Melisa ile de sınanıyordur.
Her şeyden habersiz Kaya, Cihan'dan kurtulma yolları ararken daha büyük bir belanın geleceğinden habersizdir! Cennet ise pişmanlığını sonuna kadar yaşıyordur. Artık tek bir şansı vardır. Ya Selim onu affedecektir ya da sonsuza dek onu kaybedecektir!
Cennet'in Gözyaşları 35. Bölüm özeti Annem, Cihan'la evleniyor!
İnsan kardeşine düşman olamaz asla. O bağ, yazılı olmayan bir kuraldır. Melisa bunu geç de olsa fark eder. Mesele annesinin hayatıdır ve onu kurtarmak için tek güvenebileceği kişiye gider. Cennet'e. Arzu, Cihan'la evlenmekten başka çaresi olmadığına inanıyordur. Kızları için kendi hayatını feda edecektir. Ancak Cennet ve Melisa buna izin vermek niyetinde değillerdir. Selim'in yardımıyla nikahı durdurmak için tehlikeli bir yola girerler. Kaya da Cihan'ı durdurmanın bir yolunu bulmuştur. Turan üzerinden bütün hesapları kapatmak ister ancak hesapları tutmaz. Kızlar bir yandan annelerini kurtarma çabasındayken Kaya da Cihan'ı durdurma peşindedir. Arzu her şeyden habersiz nikah masasına oturmuştur. Kızları yetişemezse Arzu en büyük fedakarlığı yapacaktır
Cennet'in Gözyaşları 36. Bölüm fragmanı Ben şimdi sevdiklerimle en güzel hikayemi yaşayacağım!
Her şey sarpa sarar. Cihan'ın öfkesi katlanır ve bu öfkenin kurbanları da Cennet ve Melisa olurlar. Arzu kızlarını kurtarmak için her şeyi göze almaya hazırdır. Bunun için bir can feda edilmesi gerekse bile bunu yapacaktır! Pazarlık zamanı geldiğinde Arzu çoktan kararını vermiştir. Kızları için yapamayacağı şey yoktur. Yaptığı fedakarlığın yükü ne kadar ağır olsa da değdiğini biliyordur Arzu. 'Yine olsa aynısını yaparım' diyecek kadar güçlü bir kadındır. Annedir! Tüm yaşananlar, ödenen ağır bedeller, kayıplar… Hepsi için değmiştir. Geçmişi kaderi, bugünü ise geleceğinin ilk günüdür artık. Kızlarıyla beraber başlayan yeni hikayesi
fragmantv seslisohbet fragmanlar seslichat
submitted by fragmanlife to u/fragmanlife [link] [comments]


KIZLARLA CEZALI TAŞ KAĞIT MAKAS OYNADIM. - YouTube Çerkes Düğünü (Bulamur Köyü Sivas) Ay - Yıldızlı dövmesi yüzünden okula alınmadı - YouTube Morgu izlemek için bir kamera koydular ... ve kamerayı ... KIZLAR CS:GO OYNARSA! BİRBİRİNDEN EĞLENCELİ ANLAR Yaşamın her alanında vardık, varız, var olacağız. Kızlar, Çatırdayan Koalisyon Hakkında Konuştu  Doya Doya Moda 2.Sezon 21.Bölüm KADIN-ERKEK İLİŞKİLERİNDE SIKICI OLMAMAK - İKİLİ ... Havaalanında Öpüşme Cezalı Oyun! (Türk Yapımı Türkçe ... Ukraynalı kızlarla sokakta tanıştık takipçilerle hava alanında görüştüm

Reklamcılık bölümünden pazarlama alanında uzmanlaşabilir ...

  1. KIZLARLA CEZALI TAŞ KAĞIT MAKAS OYNADIM. - YouTube
  2. Çerkes Düğünü (Bulamur Köyü Sivas)
  3. Ay - Yıldızlı dövmesi yüzünden okula alınmadı - YouTube
  4. Morgu izlemek için bir kamera koydular ... ve kamerayı ...
  5. KIZLAR CS:GO OYNARSA! BİRBİRİNDEN EĞLENCELİ ANLAR
  6. Yaşamın her alanında vardık, varız, var olacağız.
  7. Kızlar, Çatırdayan Koalisyon Hakkında Konuştu Doya Doya Moda 2.Sezon 21.Bölüm
  8. KADIN-ERKEK İLİŞKİLERİNDE SIKICI OLMAMAK - İKİLİ ...
  9. Havaalanında Öpüşme Cezalı Oyun! (Türk Yapımı Türkçe ...
  10. Ukraynalı kızlarla sokakta tanıştık takipçilerle hava alanında görüştüm

Reklam ve işbirliği için: [email protected] Herkese merhabalar. Bugün Ukrayna sokaklarında kızlarla eğlenceli bir oyun oynadım. Oyunumuz öpüşme ce... almanya'da akilalmaz bİr skandal daha yaŞandi. bİr tÜrk ÖĞrencİ, elİndekİ ay yildizli dÖvme nedenİyle okula alinmadi. ÖĞretmenİn 'bantlayip Öyle gel' dedİĞİ ... Kadıköy Belediyesi çalışanlarından oluşan kadın futbol takımı Kızlar Sahada Futbol Turnuvası 2019 İstanbul Kupası'da çeyrek finalde. Cadıköy, yeşil sahaların tozunu atarken ... counter strike global offensive alanında yaptığımız çalışmalar ile birlikte cs go nun türkiye'de gelişmesini ve destek alması için kitlemizi büyütmek ve sizlere daha iyi hizmet ... Doya Doya Moda 2.Sezon 21.Bölümünde kızlar, koalisyonu değerlendirdi. Hafta içi her gün #TV8 ekranlarında yerini alan #DoyaDoyaModa isimli #ModaProgramı youtube kanalında sizlerle ... Bugün sizlere tüyler ürpertici kamera görüntülerinden bahsedeceğiz. Hastane ve evlerde yer alan güvenlik kameralarına yakalanmış 5 inanılması güç görüntü emi... İkili İlişkilerinizde sıkıcılıktan kurtulmak için yapmamanız gerekenler. Onunla konuşacak konu bulmak ve sıkıcı olmadan sohbet edebilme nasıl mümkün? 5 Tavsi... Havaalanında Öpüşme Cezalı Oyun! (Türk Yapımı Türkçe Altyazılı) -Kadınlara Penisimi Yalarmısın diye soran Adam (Türkçe Altyazılı Sosyal Deney)= https://www.y... Ukraynalı kızlarla sokakta tanıştık takipçilerle hava alanında görüştüm TurkishBoy Günlüğü ... Düğünlerimiz Düğünlerde kızlar ve erkekler iki grup olarak düğün alanında karşılıklı olarak dizilir. Erkeklerden ve kızlardan birer “thamade” seçilir, thamadeler düğündeki ...